Baharın Penceresi: Mart Ayı

Baharın Penceresi: Mart Ayı

Mart, baharın habercisidir. Kışın kasvetini yavaş yavaş yeryüzünden kaldırdığı, toprağın tebessüme hazırlandığı zamanların müjdesidir. Girizgâhıdır sesin, sözün, canın, cananın…

Bahar mevsiminin ilk ayı olarak kabul edilir malumunuz mart. İlkler geçiş dönemlerine isabet eder, bundan ötürü muğlaklıklar ilklerin kaderidir.

Mart bahardır ama kıştan da geri kalmaz. Yarısı yaz, yarısı kıştır. Şubat’ın gidesi gelir, gidemez; nisan merhaba diyecek gibi olur, tam da diyemez. Kavgaya tutuşurlar, galip gelene de mart denir.

Değerli okurlarım, geçiş döneminde eskiden kalma serpintiler devam eder, gün ışır gibi olur; bakarsınız bir aydınlık görünür ama ısıtmaz sizi. Bir de fark edersiniz ki ansızın güneş çıkmış, tam duruma alışırken geri bozmuş. Doğanın sunduğu bu denklemi atalarımız çok güzel tecrübeleştirmemiş mi? Bunu dilimizden pekala anlayabilmekteyiz.

Bahar Penceresi
Bahar Penceresi

Dilimizde bu aya ilişkin birçok deyim ve atasözü vardır. Geçiş ikliminin sevinci, hüznü ve muğlaklığı; bunların getirdiği zorluklar ve karmaşık duygular için “Mart havası”, “Mart ayı dert ayı”, “Mart çıkmadıkça dert çıkmaz” “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.” gibi kalıplaşmış sözler insanımızca çokça kullanılır. Yurdum insanı zekidir, feraset sahibidir, tecrübelidir. Doğadan aldığı derslerin yansımasını gündelik hayatına aktarır.

Mevsimler de insan hayatını andırır. Zira, insan hayatının bazı dönemleri mart ile çok benzeşir. Gelin bunlar üzerine biraz konuşalım… İnsan dalgalı deniz gibidir dostlar. Bazen durulursunuz, bazen coşkunca çağlarsınız. Durağan yaşam yaratılışa aykırıdır. Bazen dağlarınıza kar yağar üşürsünüz bazen güneş açar ruhunuzu ısıtırsınız bazen ılık ılık esen bir rüzgârda huzur bulursunuz. Her nefesin bir öyküsü vardır. Mart gibi işte…

Mart, ekim ve budama zamanıdır. Toprağın can bulmaya başlayacağı günler arefesinde yeşermesi ümit olunanlar gene toprağa ekilir.

Mevcutların ise daha güzel olması, verimli hale gelmesi, kuvvetlenmesi gayesiyle budama işlemi gerçekleşir. Yetiştirmek istediklerinizi eker, verim almak, güçlendirmek istediklerinizi ise budarsınız.

Her halükârda bir emek sarf edersiniz. Emeksiz, zahmetsiz herhangi bir mevcudiyet mümkün değildir. Hayatla bir bağlantı kurabildiniz mi dostlar?

Sırasıyla havaya, suya ve toprağa düşen cemreler; emek vermemiz için bize verilen fırsatın nişanesidir. Sert iklim geride kalmakta, geçiş dönemi muğlaklığı yerini yavaşça bahara bırakmaktadır.

Mart ile insan hayatının girdapları öyle özdeştir ki yorulmak, mücadele etmek, emek vermek yavaş yavaş nevruza doğru ilerlemek değil midir? Tabiatın sürekli sirkülasyon halinde olduğu bu değişim döngüsü insan ömrüne öyle çok benzemektedir ki Hz. Mevlâna’nın: “Ey ilkbaharın güzelliklerini görüp dudağını ısıran, hayran olup kalan kişi! Bir de sonbaharın sararmış halini, soğukluğunu seyret!” sözlerine atıfta bulunmadan geçmek mümkün değildir.

Hz. Mevlâna’nın dile getirdiği gibi bahar yerini yaza bırakacak, sonra hazan mevsimi gelecek, akabinde bir bakacağız ki kış keskin yüzünü tekrar göstermiş olacaktır. Bu gerçeği unutmamak, “kalıcı olanı” hatırdan çıkarmamak gerekiyor.

Mart’ın yenilenmenin nişanesi müjdeci bir ay oluşuna dikkat çekerken tarihimizde de namına yaraşır izler bıraktığını es geçmemek gerekir. Mart’ın neleri sinesine aldığını çok yüzeysel de olsa sizlerle paylaşayım değerli okurlarım.

Yeşilay
Yeşilay

5 Mart 1920 Hilal-i Ahdar’ın (Yeşilay) kurulması: Zararlı alışkanlıklarla mücadeleyi amaç edinen Yeşilay’ın kurulduğu 1-7 Mart tarihleri ülkemizde Yeşilay Haası olarak kutlanmaktadır.

12 Mart 1921 İstiklal Marşının kabulü: Olağanüstü şartlarda M. Âkif tarafından kaleme alınan ve büyük bir maneviyatla ortaya çıkan eser, 12 Mart 1921’de Birinci TBMM tarafından “İstiklâl Marşı” olarak kabul edilmiştir. Akif, şiirlerinin/manzumelerinin yer aldığı yedi kitaplık Safahat isimli eserine İstiklal Marşı şiirini koymayarak bu eserini ayırmış ve Türk milletine armağan etmiştir.

Mart, ekim ve budama zamanıdır. Toprağın can bulmaya başlayacağı günler arefesinde yeşermesi ümit olunanlar gene toprağa ekilir.

16 Mart 1920 İstanbul’un İşgali: Misak-ı Milli’nin kabulü ve ilanı İtilaf Devletleri’ni rahatsız etmişti. Nihayetinde, İtilâf Devletleri bir bahaneyle İstanbul’u 16 Mart 1920 günü işgal etmişlerdir. Bu işgal aynı zamanda mutlak bir “dirilişin” başlangıcı olmuştur.

18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Zaferi: Dünya denizlerine ambargo koymuş, dolayısıyla yenilmez armada olarak nitelendirilmiş Birleşik Krallık ve Fransa donanması Çanakkale’de bozguna uğratılmıştır. Çanakkale’de yaşanan savaşta Türk milleti kesin zafer elde etmiştir. Azim, iman ve inanç; maddeyi mağlup etmiştir.

28 Mart 1920 Antep Müdafaası ve Üsteğmen Şahin Bey’in Şehadeti: Antepli Şahin Bey İstiklâl Harbi’nin aziz şehitlerindendir. Tek başına düşmana meydan okumuş, “Düşman arabaları cesedimi çiğnemeden Antep’e giremez.” demiştir. Şahin Bey, Kilis-Antep yolunun savunmasını üstlenerek Antep’in savunmasına katkı sağlamak için milis güçlerini organize ederek Antep Savunması kapsamında 1920 yılı başlarından itibaren Fransız güçlerine karşı mücadeleye başlamıştır.

24 Mart’ta kalabalık bir Fransız gücü Urfa’ya harekata geçmiş, ancak milis güçleri tarafından konvoyun ilerleyişi durdurulabilmiştir. Ancak Fransızların takviye birlikler ve ağır ateş gücü sonucu Şahin Bey ve diğer Türk birlikleri geri çekilmek zorunda kalmıştır. 28 Mart’ta kendi komutasındaki birliklerce tutulan Elmalı Köprüsü’nde meydana gelen çarpışmada kahramanca şehit olmuştur.

Kaynak:

Değer Dergisi, Yıl 6 Sayı 75 – Mart 2020

Bahadır Ahmet ATİLA – Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Eğitim ve İyileştirme Daire Başkanlığı, Öğretmen

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir