Değişen Turizm Anlayışı ve Talep

05.02.2022
Değişen Turizm Anlayışı ve Talep

Turistik talebin oluşumunu etkileyen temel oluşumların 1970 öncesi ve sonrası durumlarının karşılaştırmalı olarak irdelenmesi, bugüne ve geleceğe yönelik turizm strateji ve politikalarının geliştirilmesinde kilit rol oynayacak açılımlar getirebilir.

Turistik talebin oluşturulmasında, yaşanan ve çalışılan mekanların nitelikleri birinci derecede etkilidir. Turizmin bir sanayi ve ticaret sektörü olarak gelişmeye başladığı II. Dünya Savaşından 1970 yılına kadar olan ve Birinci Kuşak Turizm (BKT) olarak  adlandırılabilecek dönemde, turizme aktif olarak katılanların neredeyse tümüne yakın bir bölümü, yakın bir geçmişte tarım sektöründen transfer olmak zorunda kalmış sanayi sektörü çalışanlarından oluşmaktaydı. Bu insanlar kırsal alanda bulamadıkları sosyal, kültürel ve eğlence olanaklarından yararlanmak istedikleri kentlere göçmüş, bu nedenle de geldikleri kırsal alan ile ilişkilerini tamamen koparmamış kırsal kökenli kentlilerden oluşmaktaydı. Sanayi sektörü çalışanı ve kırsalla ilişkisini tümüyle kesmemiş diğer bir deyişle çiçeği burnunda kentliler bu dönem turistinin belirgin kimliğini oluşturmuştur.

Kent, henüz kirlilikler, gürültü, kalabalık, göç, altyapı vb. sorunlarla tanışmamış ve sosyal yaşamı, kültürel etkinlikleri ve eğlence dünyası ile çekici olduğundan, BKT turistleri tarafından aranan ve tercih edilen bir mekan, bir ekosistem olarak kabul edilmiştir. Teknolojik gelişmeler insanın çalışma yoğunluğunun artmasına, aynı süre içinde daha çok üretimde bulunmasına ve sonuçta göreli olarak daha fazla yorulmasına yolaçmıştır. Verimliliğin arttırabilmesi ile yorulan bedenlerin dinlendirilmesi arasındaki ilişkinin anlaşılması, hafta sonu tatillerinin uzatılması ve yıllık ücretli izin uygulamasının yaygınlaştırılmasını gündeme getirerek, turizm sektörüne altyapı oluşturmuştur.

Çalışılan ve yaşanılan mekanlara ilişkin bu köklü değişimler doğal olarak dinlence ve turizm taleplerine de yansımıştır. Öncelikli olarak sanayi devrimini tamamlamış kuzeyin, güneşi az yağışı bol gelişmiş ülkelerin sanayi sektörü çalışanları, güneyin gelişmekte olan ülkelerinin güneşli kıyılarını giderek artan yoğunluklarda istila etmeye başlamışlardır. Sanayi sektöründe çalıştığından ağırlıklı olarak bedensel yorgunluğunu gidermek, çiçeği burnunda kentli olduğundan kentin nimetlerinden yararlanmak isteyen bu turist grubunun talebi, güneşin ve kumun bol olduğu deniz kıyılarında inşa edilmiş kent görünümlü ve kentsel öğeler içeren turistik tesisler tarafından başarıyla karşılanmıştır. İspanya, Fransa, İtalya, Yunanistan bu taleple birebir örtüşen bu arzdan önemli paylar almışlar ve yatırımlarını kısa sürede amorti etmişlerdir. Bu ülkelerin bu dönemde elde etmiş oldukları doluluk oranları ve ekonomik girdiler, arzın taleple uyumunun kanıtıdır. Türk turizminin en kronik yanlışlarından biri, II. Dünya Savaşı sonrası ve 1970 öncesi dönemi kapsayan bu talebi yanlış zamanda uyguluyor olmasıdır. Bunun  en açık kanıtı da, bir zamanlar bu amaca yönelik hizmet veren ülkelerin yapısal değişimlere giderek bu uygulamalara alternatif yaklaşımlar getirmekte olduklarıdır.

Talep, dar bir kıyı bandında yoğunlaşan turizm yatırımlarına neden olmuş ve turizm alanı ile konaklama tesisinin özdeşleşmesine yol açmıştır. Başka bir deyişle, 1970 öncesindeki turizm, otel, deniz ve kum arasındaki çok dar alanda gerçekleşmiş ve otel turizm sektörünün merkezine oturmuştur. Hat Turizmi olarak da adlandırılan bu dönem turizminin bir başka belirgin özelliği de, kitle (mass) turizmi ağırlıklı olmasıdır. Sonuçta dönemin turizm eğitimi, turizm stratejisi ve turizm politikalarının otel merkezli olmasının temel nedenini bu olgu oluşturmuştur.

İkinci Kuşak Turizm (İKT) olarak adlandırabileceğimiz 1970 sonrası turizmi, 1970 öncesi Birinci Kuşak Turizm (BKT)’e göre, turizme katılanların çalışma ve yaşama alanlarındaki köklü değişime koşut olarak çok farklı özellikler göstermektedir. 1970’li yıllarla birlikte, turizme aktif olarak katılanların giderek artan bir bölümü sanayi sektörü çalışanlarından hizmet sektörü çalışanlarına doğru değişmeye başlamıştır. Sanayi sektörü çalışanı ağırlıklı olarak bedensel yorgunluğunu giderme gereksinimi içindeyken, hizmet sektörü çalışanı için zihinsel yorgunluk ön plandadır. BKT ile İKT turist profilleri arasındaki en köklü farklılıklardan biri budur ve dinlendirilmesi gereken organ farklılığı turistik talebi önemli ölçüde etkilemiştir.

Çalışma alanındaki bu köklü değişimin yanında, İKT’de yaşama alanında da köklü bir değişim yaşanmıştır. Öncesinin kırsalla ilişkisini henüz tümüyle koparmamış ve kentin sunduğu nimetlerle mutlu turistlerin yerini, sonraları hızla, kentte doğup büyümüş ve kentlerin kalabalık, gürültülü ve kirli ortamından kaçmak isteyen turistler almaya başlamıştır. Bu durumda kent cazibesini kaybederken, kır aranan bir mekan, özlenen bir ekosistem niteliği kazanmaya başlamıştır. Otel ile turizm yapılan mekanın farklılaşmaya başlaması, otelin merkezi konumunu ortadan kaldırmış ve turizm bir ‘hat’tan bir ‘satıh’a yayılmaya başlamıştır. Yayılma kıyılardan açık denizlere olduğu gibi, kıyılardan içerilere doğru da gelişmeye başlamıştır. Bu durum ise BKT anlayışına göre farklı turizm yaklaşımlarını gerektiren önemli ve köklü bir değişime neden olmuştur.

İnsan ve onun çalışma ve yaşama ortamlarında ortaya çıkan bu değişimler turizm talebini derinden etkilemiş, turizm kavram ve uygulamalarını yeniden programlamıştır. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, dünya ve insan tanımlamalarına ilişkin bu köklü değişimin derinlemesine kavranabilmesi turizmin geleceği açısından son derece önemlidir. Yine Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, turizm yatırım kapasitelerinin hemen hemen tümünü kullanmış durumdaki İspanya, İtalya, Yunanistan gibi ülkelere oranla daha geniş ve kapsamlı kaynaklara sahiptir. Bu özellik, gelişmekte olan ülkelere turizm yatırımlarını, eskilerini yıkmak zorunda kalmadan, bu talep değişimiyle bire bir örtüşür biçimde gerçekleştirebilme şansı tanımaktadır. Bu şans aynı zamanda daha az yatırımla çok daha büyük gelirlere ulaşabilme olasılığını içermektedir.

Ekosferin yada tüm dünyanın bir parçası olduğunu kavramış ve bunu yaşama biçimine dönüştürmüş olanlar genel olarak ABD, Almanya, Avustralya, Kanada gibi ekonomik ve kültürel tüketimleri yüksek gelişmiş ülkeler ve bu ülkelerin ağırlıklı olarak turizme katılan vatandaşlarıdır. İster gelişmiş ister gelişmekte olsun, aynı ülke içinde bile bu tür kaygıları ve talebi olanlar kültürel ve ekonomik olarak daha üst seviyede olan kesimleri oluşturmaktadırlar. Ekonomik ve kültürel tüketimi yüksek bu kesimin talep profiline uygun yatırımların gerçekleştirilmesi, ister istemez üst gelir gruplarına yönelik, ekonomik ve sosyal yönden çok daha kazançlı ve güvenilir bir turizm yapılanmasına zemin hazırlayabilir. Gelişmekte olan ülkelere ait doğal ve kültürel değerlerin aşırı derecede kullanılıp kısa sürede tüketilebilme olasılığı, ancak gerçekçi talep analizleri yardımıyla makul sınırlara çekilebilir.

Son 10-15 yıl içinde, yani bu talep değişiminin ortaya çıktığı dönemde, büyük yatırımlar yapan Türk turizminin bu değişim paradigmalarını iyi değerlendiremediği görülmektedir. Nitekim doluluk oranları, turistlerin ekonomik ve kültürel tüketim seviyesinin bir göstergesi olarak karşılaştırmalı fiyatların düşüklüğü İKT ait şansı değerlendiremediği matematiksel kesinlikle ortaya koymaktadır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.