Doğal Kaynakların Sürdürülebilirliği

03.06.2022
Doğal Kaynakların Sürdürülebilirliği

Doğal çevredeki şartlara bağlı olarak oluşan, oluşum aşamasında insanların etkili olmadığı
tüm zenginliklere doğal kaynak denir. Hava, su, bakır, bor ve kömür doğal kaynaklara örnek
verilebilir. Hava, su, toprak, güneş,
bitki örtüsü, hayvanlar ve madenler
Dünya’nın doğal kaynaklarını
oluşturur. Dünya üzerinde yapılan
pek çok faaliyetin temelinde doğal
kaynaklar vardır. Örneğin, tarım
yapabilmek için gerekli olan toprak
ve su birer doğal kaynaktır. Doğal
kaynaklarımızdan bir diğeri de
güneştir. Güneş enerjisi kesintisiz
bir enerji kaynağı olmasının
yanında çevreyi kirletmediğinden
çevre dostudur (Görsel 55). Bu
yüzden alternatif enerji kaynakları
arasında önemli bir yere sahiptir.

Doğadaki her canlı yaşamak için madde ve enerji kullanmak zorundadır. Canlılar bu
ihtiyaçları için doğal kaynakları kullanırlar. Dünyadaki doğal kaynakların aşırı tüketilmesi,
küresel ısınma sonucu meydan gelen doğal afetler, ekosistemdeki bozulmalar, son yıllarda
Türkiye’de ve dünyanın farklı bölgelerinde görülen kuraklık, çoğu insanın zihninde soru
işaretlerinin oluşmasına neden olmuştur. Doğal kaynakları israf etmeden korumak,
gelecek kuşaklara aynı şekilde, hatta daha da iyileştirilmiş bir biçimde devredebilmek için
doğayı oluşturan tüm bileşenler bir bütün olarak düşünülmelidir (Görsel 56). Bu bütünün
parçalarından herhangi birisinde meydana gelecek bozulmanın diğer parçaları da
etkileyeceği unutulmamalıdır.

Birçok ülkede temel enerji
kaynağı olarak kullanılan petrol,
doğalgaz ve kömürün geleceği
ile ilgili sıkıntılar, gözle görülen
çevre ve hava kirliliği vb. unsurlar
kalkınma kavramı üzerinde yeni
yaklaşımları doğurmuştur. Genel
olarak sürdürülebilirlik ekseni
etrafında toplanan yaklaşımlar,
doğal kaynakların kullanımında ve
kalkınmada dengeli bir planlamayı
gündeme getirmiştir.
Sürdürülebilirlik; biyolojik
sistemlerin çeşitliliğinin ve
üretkenliğinin devamlılığının
sağlanması ve daimi olabilme
yeteneğini korumasıdır.

Küresel anlamda kamuoyunun sürdürülebilirlik kavramıyla tanışması ise 1987 yılında
Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nca (WCED) hazırlanan “Ortak Geleceğimiz Raporu”
ile gerçekleşmiştir. Bu raporda sürdürülebilirlik kavramı; “Gelecek kuşakların ihtiyaçlarını
karşılayabilmelerini tehlikeye sokmaksızın, bugünkü kuşakların kendi ihtiyaçlarını
karşılayabilen kalkınma” şeklinde tanımlanmıştır. Doğal kaynakların sürdürebilirliğini
oluşturan üç bileşen öne çıkmaktadır; sosyal, biyoloji, ekonomi. Bu bileşenler birbirleri ile
yakından ilişkilidir.

Ülkelerin kalkınması ve iş
olanaklarının oluşturulmasında
sanayi kuruluşlarına ihtiyaç vardır
ancak yeryüzündeki tüm kaynakların
sınırlı olduğu da unutulmamalıdır.
Örneğin hayatımızın her alanında
ihtiyaç duyduğumuz elektrik
enerjisini elde etmek için doğal
kaynakların kullanımı gereklidir.
Doğal kaynaklarımızı koruyabilmek
için tükenebilen doğal kaynaklar
yerine daimi doğal kaynaklarımızın
kullanımı ülke ekonomisine katkı
sağlayacaktır. Havaya ve çevreye
zarar veren fosil yakıtlar yerine
güneş, rüzgâr, jeotermal, biyogaz,
hidroelektrik enerjisi gibi temiz ve doğa dostu enerji elde etme yöntemlerinin arttırılması
doğal kaynakların korunması ve sürdürülebilirliği açısından oldukça önemlidir.

Dünyada ve Türkiye’de önemli bir doğal kaynak tüketim alanı olan yapı sektöründe,
sürdürülebilirlik temelli ve doğa dostu binalar yapılmaya başlanmıştır. Kısaca yeşil
bina veya çevre dostu bina olarak tanımlanan bu yapılarda; binanın yapım, onarım ve
bakım süreçlerinde daha az doğal kaynak kullanımı amaçlanmaktadır.

Yeşil
binaların yaygınlaşmaları durumunda, sınırsız ihtiyaçlara karşın sınırlı doğal kaynakların
sürdürülebilir kullanımında önemli oranda etki yaratacaktır.

Üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada konumunda olan ülkemiz su ürünleri açısından
güçlü potansiyele sahiptir ancak bu kaynakların etkin ve sürdürülebilir şekilde
kullanılması gerekmektedir. Ayrıca su ürünleri sektörü, gıda ve imalat sanayi, sağlık, çevre,
turizm ve ulaştırma sektörleri ile doğrudan ve dolaylı ilişkisi nedeniyle ayrı bir ekonomik
anlam taşımaktadır (Görsel 59). Günümüzün değişen ekonomik ve çevresel şartları
dikkate alındığında su ürünleri sektörü, gıda güvenliği, beslenme problemlerinin çözümü
ve dengeli beslenmedeki yeri açısından önemli bir sektördür.

Ekolojik ayak izimizi azaltmak adına yaptığımız her türlü davranış, sürdürülebilirliğe
katkı sağlamaktadır. Bireysel anlamda doğal besinler tüketmek, enerji israfından kaçınmak,
doğayı kirleten ve zarar veren kimyasallardan uzak durmak, ormanları korumak, geri
dönüşüm atıklarını ayırmak doğal kaynakların korunmasını sağlayacak davranışlara
verilebilecek birkaç örnektir.
Temiz ve doğal bir çevrenin insanda olumlu psikolojik etkiler oluşturduğu bir gerçektir.
Topluma sürdürebilirliğin anlamını ve amacını anlatan eğitim programları
hazırlanmalıdır. Bu eğitimlerde hem bireye hem de sonraki nesillere sağlayacağı faydalar
belirtilerek, çevre farkındalığı kazandırılmalıdır.
Türkiye’nin hem AB’ye üye olmak isteyen bir ülke olması hem de küresel çapta çevre
korumaya yönelik artan bilinç, Türkiye’de de sürdürülebilirlik ve çevre korumaya yönelik
çalışmalar yapılmasına neden olmuştur.
Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğin korunması
üzerine geliştirilen çevresel politikaları esas
itibariyle “Beş Yıllık Kalkınma Planlarında”
belirlenmiştir. Ülkemizde çevre koruma ve doğal
alanların tespiti, korunması ve yönetimi çeşitli
bakanlıkların ortak çalışması ile yürütülmektedir.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı; ülkemiz
refahı ve güvenli bir gelecek sağlamak için enerji
kaynaklarını ve doğal kaynakları verimli ve
çevreye duyarlı şekilde değerlendirerek planlamalar yapmaktadır.
Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, tarımla ilgili tüm doğal kaynakların kullanımı,
koordinasyonu ve gübrelerin kullanımını düzenlemektedir.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığının; mevzuat hazırlamak ve çevre ile ilgili düzenlemeleri
yapmak, doğa koruma ile ilgili uluslararası sözleşmeler ve anlaşmaları düzenlemek, diğer
kurum ve kuruluşların çevre koruma ile ilgili faaliyetlerinde koordinasyonu sağlamak ve
kanununa aykırı uygulamalara gerekli müdahalelerde bulunmak gibi görevleri vardır. Atık
su arıtma tesislerinin kurulması, katı atıkların depolanması ve yok edilmesi, çevreci ve doğa
dostu teknolojilerin desteklenmesi Çevre ve Şehircilik Bakanlığının çalışmalarına örnek
olarak verilebilir.
Türkiye’nin yaklaşık % 26’sını kaplayan ormanlar Orman ve Su işleri Bakanlığının
sorumluluğundadır. Örneğin Konya’nın Karapınar ilçesi 1960’lı yıllarda şiddetli rüzgâr
erozyonu nedeniyle çölleşme ve göç tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Konya-Karapınar
havzasında zaman zaman yerleşim yerlerinde, mera ve tarım alanlarında şiddetli rüzgârın sebep olduğu kum fırtınalarından korunması ve kurak iklim etkisi ile tahrip olan bitki
örtüsünün yeniden canlandırılması gayesiyle Orman ve Su işleri Bakanlığı tarafından
Karapınar Rüzgâr Erozyonu Önleme Projesi çalışmaları yapılmaktadır. 2010 ve 2011
yılı ilkbaharında yapılan çalışmalarla 57.500 adet fidan dikilmiştir (Görsel 60). 2012 yılı
içerisinde sulama işlemlerine devam edilmiş proje alanı içinde kuruyan fidanların yerine
tamamlama dikimleri yapılmıştır. Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü
tarafından projenin izleme ve değerlendirme çalışmaları devam etmektedir.

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.