Fiziksel Çevre ve Özellikleri

27.11.2020
Fiziksel Çevre ve Özellikleri

Ekosistemlerdeki canlı varlıkların yaşaması o sistemdeki fiziki çevreye bağlıdır. Bir ortamdaki nem, su, sıcaklık, hava olayları, yer kabuğu özelliği ve ışık gibi cansız faktörler fiziki çevreyi oluşturur. Her ne kadar ekosistemde cansız varlıklar olarak adlandırılsalar da canlıların canlılıklarını sağlar. Herhangi bir fiziksel çevre elemanının olmaması durumunda ekosistemden bahsedilemez. Örneğin, oksijen olmazsa yeryüzünde hiçbir canlı yaşayamaz. Suyun olmadığı bir dünyada da yine canlı yaşamından söz etmek mümkün değildir.

Güneş Işınımı

Güneş dünyanın en büyük ve en önemli enerji kaynağıdır. Bunun en iyi kanıtı olarak uzaklığı milyonlarca kilometreyi bulmasına rağmen yine de dünyayı ısıtabilmesi ve enerji sağlaması gösterilebilir.

Güneş ışığı, ekosistemlerde enerji akışını başlatan en önemli ögedir. Bitkiler güneş ışınımının sadece % 1’i ile fotosentez yapabilmelerine rağmen tüm canlı yaşamını % 100 etkileyecek bir enerji akışı başlatır. Güneş ışığı olmasaydı bitkiler fotosentez yapamaz ve canlılar yaşamını devam ettirecek enerjiyi kazanamazdı. Güneş dünyaya sadece enerji vermekle kalmayıp aynı zamanda rüzgârı, dalgaları oluşturup yeryüzünü ısıtır.

İnsanoğlu güneşin büyük bir enerji kaynağı olduğunu keşfettiğinden beri sözü edilen doğrudan yararlanma yollarının haricinde, güneşten dolaylı yönde de yararlanmak için çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalar günümüzde artık güneş enerjisinin birçok aracın çalıştırılmasında, evlerin ve suların ısıtılmasında, elektrik üretilmesinde kullanımını sağlamıştır.

Sıcaklık

Güneşten gelen enerjinin yeryüzüne çarparak ısı enerjisine dönüşümüne sıcaklık denir. Sıcaklık mevsimlerin ve iklim değişikliklerinin belirlenmesinde önemli bir yer tutar. Dünyanın her yerinde aynı sıcaklık özelliklerinden söz etmek mümkün değildir. Hatta bir tepenin güney ve kuzey yamaçlarında bile sıcaklık farklılıkları hissedilir. Canlıların yaşamını sürdürebilmesi için belli bir sıcaklığa ihtiyacı vardır. Bu sıcaklık bitkiler için -40 ile +40 arasında değişkenlik göstermektedir. Bu yüzden kutuplarda ve çöllerde bitki örtüsüne fazla rastlanmaz. Sıcaklık bitkilerin fotosentez yapmaları, mineral maddeleri emmeleri, kimyasal reaksiyona girmeleri, büyümeleri ve tohumlanmaları için gerekli olduğundan zincirleme olarak diğer canlı türlerini de etkiler. Bitkilerin büyümesi diğer canlı türlerini etkilediğinden yeryüzünde bitki çeşitliliğinin olduğu alanlarda diğer canlı türlerindeki çeşitliliği de görmek mümkündür. Canlı türleri soğuk iklim tiplerinde fazla değilken, sıcak bölgelere gidildikçe artış gösterir. Bir bölgenin ekvatora olan uzaklığı sıcaklığı etkilediğinden canlı türlerini de etkiler.

Hayvanlar sıcaklığa uyum konusunda farklılık gösterebilir. Özellikle balık, kurbağa ve sürüngenlerin vücut sıcaklıkları ortamın sıcaklığına göre değişebilmektedir. Bazı hayvanların vücut sıcaklıkları sabittir. Bu durumda uyum sorunlarını, göç ederek ya da uyku durumuna geçerek çözmeye çalışır. Örneğin ayılar kış uykusuna yatar, leylekler de göç eder. Hayvanların haricinde bitkiler de kışın tomurcuklarını toprak altında saklayıp yapraklarını dökerek kış uykusuna geçer.

Su

Su canlılar için vazgeçilmez bir yaşam sıvısıdır. Tatsız, kokusuz ve akıcı bir maddedir. Yeryüzündeki suyun % 98’i sıvı, % 2’si ise gaz hâlindedir. Suyun varlığı yeryüzünde deniz, okyanus, göl, akarsu gibi cansız sayılan çevre elemanlarında kabul edilse de canlıların vücutlarındaki suyu da unutmamak gerekir. Canlılar bedenlerinin % 70’inde su barındırır. Bazılarında bu oran % 90’a kadar çıkar. Su canlılarda birçok biyolojik faaliyeti gerçekleştirir. Su ile bitkilerin tohumları çimlenir, fotosentez yapılır, solunum ve büyüme sağlanır. Hayvanlarda da bu durum bitkilerden pek farklı değildir. Onlar da suyu, biyolojik aktivitelerinin (sindirim, dolaşım, boşaltım vb.) gerçekleşmesinde kullanır. Hayvanlar için susuzluğa dayanmak, açlığa dayanmaktan daha zordur.

Su, ısıyı tutma kapasitesine sahip bir çevre elemanıdır. Termal özelliğinden dolayı geç ısınıp geç soğur. Okyanus, deniz gibi büyük su kütleleri ısıyı tutarak ani sıcaklık değişimini engeller. Böylece suda yaşayan canlılar için sabit bir sıcaklık aralığı mevcut olur. Çok düşük sıcaklıklarda bile su kütlesi yüzeyden dibe doğru donduğundan canlıların yaşamasına olanak sağlanır.

Su, bitki ve diğer canlıların yaşamında önemli bir yaşamsal faktör olmasının yanında diğer çevre elemanları için de oldukça önemlidir. Örneğin, yağmur şeklinde yeryüzüne inen su damlacıkları havada bulunan kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi önemli maddeleri de sürükleyerek toprağın gübrelenmesini sağlar. Böylece toprak beslenerek verimli hâle gelir.

Suyun insanoğlu üzerindeki bu eşsiz varlığı, yine insanoğlu tarafından zedelene-bilmektedir. Özellikle suya salınan sanayi atıkları, suyun doğal kimyasını bozarak canlı yaşamını tehdit eder. Su kirliliği, o suda yaşayan canlı türlerinin yok olmasına kadar varabilen sonuçlar doğurabilir.

Toprak

Toprak, yerkabuğundaki büyük kayaların aşınması sonucu oluşan ve içerisinde sürekli devam eden fiziksel, kimyasal ve biyolojik olayları barındıran, yeryüzünü bir örtü gibi saran tabakadır. Dört temel katmandan oluşur. En üstü tarım yapılan katman olup humustan zengindir. İkinci katmanda ise canlı hayatı söz konusu değildir. Bu katmanda tarım yapılmaz. Üçüncü katmanda ana kayaya ait parçalar bulunur ve zamanla ikinci katmana ayrışır. Son katman da ana kayadan oluşmuştur.

Canlıların % 90’ının beslenmesi toprak ile sağlanır. Bir gram toprağın içinde milyonlarca mikroorganizma bulunur ve bu mikroorganizmalar ekosistem zincirinin önemli halkalarından biridir. Toprakta mikroorganizmalarla beraber çok sayıda solucan, böcek, kemirgen, mantar gibi canlılar yaşamaktadır. Hepsinin rolü birbirinden farklıdır ve birbirini tamamlar.

Torağın bileşenlerini; % 40 ile mineral maddeler, % 10 ile organik maddeler, % 25’er oran ile su ve oksijen oluşturur. Organik maddeler toprağın veriminde oldukça önemlidir. Toprak bu organik maddeler ile canlılar sayesinde buluşur. Canlılar şeker, yağ, protein gibi organik maddeleri toprağa bırakır. Bu maddeler de ayrıştırıcılar tarafından parçalanır. Ayrıştırıcıların topraktaki organik maddeleri tam olarak ayrıştıramadığı hâline humus denir. Humus hâlindeki toprak en verimli olduğu safhadadır. Çünkü bu aşamada hem mikroorganizmalara besin sağlar hem de enerji doludur. Topraktaki organik madde miktarı, o toprağın su tutma kapasitesi ile de yakından ilgilidir. Suyun toprakta tutunması tohumları korur, çimlenmeyi sağlar hatta yağmurla yüzeye inen suyun akıp gitmesine engel olarak erozyonu önler. Bu kadar hayati önem taşıyan toprağın oluşumu aslında oldukça zordur. 1 cm kalınlığındaki toprak ancak birkaç yüzyıl içersinde oluşabilir. Oluşumunun bu denli zor olmasına rağmen toprağın metallerle kirletilmesi ve erozyona uğraması toprağı verimsizleştirir ve akabinde de yok olmasına neden olur.

Kaynak: Aile ve Tüketici Hizmetleri – Ekoloji – Ankara 2011

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.