İnsan Kader İlişkisi

29.07.2022
İnsan Kader İlişkisi

Kaza ve kader konusunun yanlış anlaşılmaması için Allah’ın (c.c.) isim ve sıfatları yanında insanla alakalı bazı hususların da bilinmesi gerekmektedir. Dolayısıyla insanın nasıl bir varlık olduğu öncelikle iyi tespit edilmelidir. Bizler insanı yapıp ettikleri açısından “rüzgarın önünde uçuşan bir yaprak” gibi mi görüyoruz? Yoksa yapıp ettiklerinin tamamını kendi güç ve kudretiyle yapan, kendi fiillerini kendisi yaratan bir varlık olarak mı? Ya da bu ikisinin ortasında dengeli birşekilde mi insanı tanımlıyoruz? İşte insana dair bu bakış açılarının doğruluğu ya da yanlışlığı ölçüsünde kaza ve kader konusundaki bakış açımız da doğru veya yanlış olabilmektedir.

Akıl

Akıl; insanı diğer canlılardan ayıran temyiz gücü, düşünme ve anlama melekesi olarak tanımlanmaktadır. Her şeyden önce insan, akıl sahibi olduğu için iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırabilen ve bu özelliğinden dolayı da dinin emir ve yasakları karşısında muhatap ve sorumlu olan bir varlıktır.

İnsanın akıl sahibi olması, onu irade ve tercih sahibi olmayan diğer varlıklardan ayırmakta; dinin teklifleri karşısında insanı kabul ya da ret açısından bir tercihle ve seçimle yüz yüze bırakmaktadır. Bu özellik insana verildiği için insanlar arasında aklını kullanarak imanı ve teslimiyeti seçenler olduğu gibi, inkâra sapanlar da olmuştur.

Kur’an-ı Kerim’e göre insanı diğer varlıklardan daha değerli hale getiren ve hayatına anlam kazandıran akıldır. Dinin emirlerine muhatap olma ve din açısından mükellef sayılmanın olmazsa olmaz şartı da akıldır. Nitekim dinimizde aklı olmayanlar, dinî emirler ve nehiyler açısından sorumlu değildir. Akıl sağlığını kaybedenlerden dinî sorumluluklar düşmekte, akli melekeleri tam olarak teşekkül etmediği için âkil ve baliğ olana kadar çocuklar dinen mükellef sayılmamaktadır.

Kur’an’da pek çok ayette aklını kullanmak övülürken aklını kullanmayanlar ağır bir dille eleştirilmektedir. Bunlardan bazılarını şöylece sıralayabiliriz:

“İşte biz, bu örnekleri insanlar için getiriyoruz fakat onları ancak bilenler düşünüp (akledebilir) anlayabilir.”

“Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık şimdi şu alevli cehennemin mahkûmları arasında olmazdık! diye ilave ederler.”

Bu ayetlerde akıl ve bilgi arasındaki ilişkiye dikkat çekildiği gibi cehenneme götüren sebeplerin başında aklın kullanılmamasına da vurgu yapılmaktadır.

Kur’an’da sebep-sonuç ilişkileri ve özellikle yaratılmış varlıklarla yaratıcı arasındaki ilişki anlatılırken ön plana çıkarılan temel kavram akıldır. Akıl kelimesinin sözlük anlamı da bağ kurmak, irtibat kurmak anlamına gelmektedir.

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.”

“Gecenin ve gündüzün değişmesinde, Allah’ın gökten indirmiş olduğu rızıkta (yağmurda) ve ölümünden sonra yeri onunla diriltmesinde, rüzgârları değişik yönlerden estirmesinde, aklını kullanan toplum için dersler vardır.”

“Rabb’inden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, (inkâr eden) kör kimse gibi olur mu? (Fakat bunu) ancak akıl sahipleri anlar.”

Akıllı bir varlık olan insan yaptıklarından sorumludur.

Akıllı bir varlık olan insan yaptıklarından sorumludur.

İnsanın irade sahibi, bilen, tercih eden ve öğrendiklerini davranışa dönüştürebilen bir varlık olması akıl sahibi olmasıyla doğrudan ilişkilidir. Akıl sahibi olmanın kadere bakan yönü ise insanın yaptıklarından sorumlu tutulması bakımındandır. Kur’an’da pek çok ayette gökler, Ay, Güneş, yıldızlar, dağlar, denizler hakkında düşünmemiz öğütlenir. Yine Kur’an’da “Akıllarını kullanmazlar mı?”, “Düşünmez misiniz?”, “Akletmez misiniz?” şeklinde biten birçok ayet vardır. Bir ayette “Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, akletmeyen (düşünmeyen) sağırlar ve dilsizlerdir.” buyrulmuştur.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.