Osmanlı Devleti’nin Denizlerdeki Egemenliği Zayıflıyor

08.03.2021
Osmanlı Devleti’nin Denizlerdeki Egemenliği Zayıflıyor

XVI. yüzyılda Akdeniz’e hâkim olan Osmanlı deniz gücü, Fas’a kadar nüfuz sahasını genişletmiştir. Osmanlı, sınırları Atlas Okyanusu’na dayanmasına rağmen etkili bir okyanus siyaseti izlememiştir.

1645 Girit Seferi’ne kadar büyük çapta bir sefer için Akdeniz’e çıkmayan Osmanlılar, sadece sahilleri korumak amacıyla denizlere açılmıştır. Osmanlı Devleti’nin denizlerdeki hâkimiyetini kadırga güçleriyle sürdüremeyeceği XVI. yüzyıl sonlarından itibaren ortaya çıkmıştır. XVII. yüzyılda siyasi ve ekonomik sorunlarla uğraşan Osmanlılar, Batı gemiciliğindeki teknolojik gelişmeleri takip edememiştir. Ayrıca siyasi hedeflerine sadece kara kuvvetiyle ulaşabileceğini düşünen Osmanlılar, donanmayı kullanma ve geliştirmede geç kalmıştır. Bu nedenle gemi teknolojisinde de bütün gemiler ancak XVIII. yüzyılda kalyona dönüştürülmüştür.

XVII. yüzyıl Osmanlılar ile Venedikliler arasında Girit Adası için yapılan yoğun mücadelelerle geçmiştir. 1654’te Çanakkale Boğazı’nı abluka altına alan Venedikliler, denizlerdeki mücadelelerde Osmanlılara karşı üstünlük sağlamıştır. Hatta 1656 yılında Çanakkale Boğazı önünde yapılan savaşta Osmanlı donanmasındaki kalyonların çoğu Venediklilerin eline geçmiştir. Bu yenilgideki ana sebep kalyon kullanmanın ayrı bir maharet istemesi ve Osmanlı kalyonlarında görevli mürettebatın tecrübesiz olmasıdır.

Venedik’le yapılan deniz savaşlarında Osmanlılar, pek çok kalyon kaybetmesine rağmen her yıl yenilerini inşa etmeye devam etmiştir. Osmanlı’da, kalyonculuğun geliştirilmesinin etkisiyle 1685-1699 yılları arasındaki deniz savaşlarında başarılar elde edilse de karada Karlofça Antlaşması’yla sonuçlanan mağlubiyetler yaşanmıştı. Osmanlı donanması, Karlofça Antlaşması’yla Venedik’e verilen Mora’nın, 1718 Pasarofça Antlaşması’yla geri alınmasında önemli rol oynamıştı.

Çanakkale Boğazı’nın abluka altına alınması

Çanakkale Boğazı’nın abluka altına alınması

1717’de Venediklilerle yapılan üç deniz savaşını da Osmanlılar kazanmıştı. Venedik karşısında alınan galibiyetlerle kadırgadan kalyona geçişteki yeni yapılanmanın etkisi görülmüştü. Kalyonculuğun gelişmesiyle Osmanlı donanması, 1770 Çeşme yenilgisine kadar Akdeniz hâkimiyetini elinde tutmuştu. 1700 İstanbul Anlaşması’yla Azak Kalesi’ni ele geçirerek ilk defa Karadeniz’e çıkma fırsatı bulan Rusya, Osmanlıların Karadeniz’deki varlığı için tehdit oluşturuyordu. 1711’de Prut Savaşı’nın kazanılması ve Osmanlı donanmasının Karadeniz’deki faaliyetleri sonucunda Azak, yeniden geri alındı.

Rusya’nın Osmanlı toprakları üzerindeki emelleri ve saldırgan politikalarının sonucunda 1768-1774 yılları arasındaki savaşta Ruslara ait bir donanma Baltık Denizi’nden yola çıkarak İngilizlerin yardımıyla Akdeniz’e geldi. İlk çatışmalardan sonra Çeşme Limanı’na çekilen Osmanlı donanması, ani bir saldırı ile Rus donanması tarafından yakıldı. Böylece Osmanlı donanması, Çeşme’de tarihinin ikinci büyük yenilgisini aldı. Çeşme Baskını’ndan sonra 1774-1789 arasında özellikle gemi inşasında önemli gelişmeler yaşandı.

Gazi Hasan Paşa heykeli (İzmir)

Gazi Hasan Paşa heykeli (İzmir)

Sultan III. Mustafa, çağdaş bilgilerle donatılmış deniz subayı yetiştirilmesi konusunda harekete geçti. Bu nedenle Baron de Tott (Baron dö Tot) isimli Fransız mühendis, donanmayı iyileştirme çalışmalarında görevlendirildi. Ayrıca Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından, 1773 tarihinde, “Tersane Hendesehanesi” adıyla bugünkü Deniz Harp Okulunun temeli atıldı.

XVIII. yüzyılın son çeyreğine kadar yabancı devlet gemilerine kapalı bir Türk gölü olarak kalan ve özel istisnalar dışında yabancı gemilerin çıkmasına izin verilmeyen Karadeniz, 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile ilk defa Rus gemilerinin kullanımına açılmıştır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.