Sınıflandırma Basamakları ve İkili Adlandırma

01.06.2022
Sınıflandırma Basamakları ve İkili Adlandırma

17. yüzyılda John Ray (Can Rey) bitkileri araştırmış ve tohum yapılarına göre bitkileri
sınıflandırmıştır. John Ray 1686 yılında yazdığı “Bitkiler Tarihi” adlı kitabında tür kavramını
açıklamış ve kullanmıştır.
18. yüzyılda İsveçli botanikçi Carl Linnaeus’un (Karl Linne) (1707-1778) oluşturduğu
sınıflandırma günümüzde kullanılan sınıflandırmanın temelini oluşturmaktadır.
Ayrıca Linnaeus, Ray’in yaptığı tür gruplarını kullanmıştır.
Linnaeus, canlıların isimlendirilmesinde; karışıklığı önlemek, tekrardan kaçınmak
ve canlılar arasındaki yakınlık derecesini gösterecek iki kelimeden oluşan isimlendirme
yöntemi olan ikili adlandırma (Binominal Nomenclature) sistemini kurmuştur. Bu
isimlendirme şekli ilk defa “Doğa Sistemi “adlı eserinde yayınlanmış ve bilim insanları ile
paylaşılmıştır.
Canlıların adlandırılmasında tür esas olarak alınmıştır.
Tür; ortak atadan gelen, yapı ve görev bakımından benzer özelliklere sahip,
çiftleştiklerinde verimli (kısır olmayan) yavrular oluşturan bireyler topluluğudur.

İkili adlandırmada ilk ad türün ait olduğu
cinsi ifade eder ve ilk harfi büyük yazılır.
İkinci ad tamamlayıcı ad olarak kullanılır
ve küçük harfle yazılır. İkisi birlikte tür adını
oluşturur. Tür adları latincedir ve yazılırken
eğik yazı karakteri kullanılır.
Felis domesticus (Felis domestikus)
kedinin, Felis leo (Felis leo) aslanın, Canis
familiaris (Kanis familiyaris) köpeğin, Pinus
nigra (pinus nigra) kara çamın, Homo
sapiens (homo sapiens) insanın bilimsel
adıdır.

Canlılar arasındaki akrabalık derecesi birinci isme (cins adı) bakılarak belirlenebilir. İkinci isim
(tamamlayıcı ad) akrabalık derecesi ile ilgili bir anlam taşımaz.

Filogenetik (Doğal) sınıflandırma biliminin kurucusu Carolus Linnaeus (Karl Linne), türlerin
isimlendirilmesine ilave olarak kapsamı gittikçe artan kategoriler içerisinde hiyerarşik olarak
gruplandırmıştır. Linnaeus, canlıları sınıflandırırken tür, cins, takım, sınıf ve âlem basamaklarını
kullanmıştır fakat ilerleyen zamanlarda bu basamaklar yetersiz kaldığı için daha sonra şube ve
familya basamakları da ilave edilmiştir.
Belli bir hiyerarşide düzenlenmiş olan bu basamakların ortak adı taksondur.
Günümüzde kullanılan filogenetik sınıflandırmada canlılar tür ile başlayıp âlem ile biten
yedi farklı grupta toplanırlar.
Yakın akraba olan türler, aynı cins içinde gruplandırılırlar. Akraba olan cinslerin bir araya
gelmesiyle aile (familya) meydana gelir. Benzer ailelerin birleşmesiyle takım (ordo), benzer
takımların birleşmesiyle sınıflar (classis), benzer sınıfların birleşmesiyle şube (filum) oluşur.
Benzer şubeler ise âlemleri (kingdom) oluşturur.

Türden âleme doğru gidildikçe;
• Canlı çeşitliliği artar.
• Canlı sayısı artar.
• Gen benzerliği azalır.
• Protein benzerliği azalır.
Örneğin; boz ayı (Ursus arctos), kutup ayısı (Ursus maritumus), tibet ayısı (Ursus
thibetanus) tek bir cinse aittir. Bütün bu hayvanlar Ursus cinsi içinde yer almaktadır.

Bir canlının embriyonik gelişimi sırasında canlılık özellikleri genelden özele doğru çıkar. Özetle ilk
önce şube, en son ise tür özellikleri ortaya çıkar.

Aynı türdeki bireylerin kromozom sayıları aynı iken, kromozomlarındaki genetik bilgiler farklıdır.
Farklı türlere ait canlılarda aynı sayıda kromozom bulunabilir. Örneğin; hem insanda hem de moli
balığında kromozom sayısı 46’dır. Fakat kromozom sayılarının aynı olması bu iki canlı grubunun
benzer veya akraba olmasını gerektirmez. Çünkü önemli olan kromozom sayısı değil, kromozomlardaki
bilgilerin nicelik ve niteliğidir.
Aynı türdeki bireylerin protein yapıları tamamen aynı olmamakla birlikte birbirlerine, diğer türlere ait
bireylere göre daha çok benzerler.

Ülkemiz tür çeşitliliği bakımından oldukça zengindir. Ülkemizin bu zenginliklerine saygı göstermek ve
korumak her vatansever bireyin sorumluluğudur.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.