Siyaset Sosyolojisinde Karşılaştırmalı Yaklaşımlar

25.11.2020
Siyaset Sosyolojisinde Karşılaştırmalı Yaklaşımlar

Siyaset sosyolojisinin ilgilenmekte olduğu diğer alanlar kadar siyasal sistemlerin kıyaslanması olayı da uzun bir entellektüel tarihe sahiptir. Ama kıyaslamak fi yasal tahlile ampirik bir yaklaşım daha çok ondokuzuncu yüzyılın ürünü olmuştur.

Çünkü ancak bu yüzyılda Avrupalı düşünürler yeni, yeni şu soruları sormaya başlamışlardı: Amerika Birleşik Devletlerinde demokrasi başarılı olabilecekmiydi? İngiltere’de aristokratik gelenekler ve demokratik eğilimler karşılıklı bir özveri dengesine girebileceklermiydi? Kıta Avrupasında bu denge şimdiye kadar neden hep başarısız olmuştur?

Bu sorulara çeşitli cevaplar verilebiliyordu. Amerika Birleşik Devletleri’nin feodal bir geleneği yoktu. İngiltere’nin merkezi ve mahalli güçler arasında kurduğu çok uzun tarihli bir denge ve karşılıklı özveri sistemi bulunmaktaydı. Amerika’nın gelişmesi, toplumun büyük kesimlerinin siyasal süreç içerisinde doğrudan rol alması ile mümkün olmuştu. Başka yerlerde tepeden buyrukçu devlet uygulamaları olan idari fonksiyonları, İngiltere’de ve Amerika’da, mahalli idarenin özerkliği geleneğine dayanan gönüllü kuruluşlar yürütmekteydi.

Siyasetin kıyaslamalı tahlili daha sonra Alexis de Tocqueville gibi düşünürler sayesinde daha sistematik bir hale dönüşmekle birlikte halâ eklektik ve betimlemeci olarak nitelendirilebilir.

On dokuzuncu yüzyılda yalnızca Marxsizm kıyaslamalı siyasete sistematik bir teori getirebilmişti. Kısaca açıklamak gerekirse Marxizm kapitalist bir ekonomide demokrasiyi, burjuvazinin sınıfsal çıkarları ile özdeşleştirmekteydi. Serbest ticarete olan ilgi ve özlem serbest siyasal hayata olan ilgiyi de pekiştirmekteydi. Marxistler burada durmadılar; işçi sınıfı ciddi bir iktidar alternatifi olma yolunda yeterince örgütlendiğinde burjuvaların demokrasiye olan ilgileri ve sevgileri aynı ölçüde azalmaktaydı.

Böylece, Fransa, Almanya, İtalya örneklerinde de görüldüğü üzere burjuvaların işçilrden korkmaları, demokrasi özlemlerinin üstüne çıkınca, demokrasiler kesintilere uğradılar. Böylece Marxist tarih şemasında artık demokratik kurumlar için mücadele burjuva sınıfından işçi sınıfına geçmiş oluyordu.

Fakat Marx’ın bu teorisini yaşatmak için başlıca kanıt olarak öne sürdüğü ülkede, İngiltere’da, işler böyle görünmedi. Ekonomik bakımdan en gelişmiş olan bu ülkede işçi sınıfı siyasal olarak en az radikal bir kimliğe bürünmüştü. Böylece radikalizm belki de ekonomik az gelişmişliğin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktaydı. Buna dayanarak endüstrileşmekte olan toplumlarda değişen sınıf yapılanmasına belki de yeni yaklaşımlar gerekmekte, yeni toplumsal bağlılıkların, dürtülerin kaynakları aranmalıydı.

Kıyaslamalı siyaset sosyolojisinin çağdaş yaklaşımlarından biri de büyük kitle hareketleridir. Bu olayı yakalamak için bir çok siyaset bilim cisi tekrar siyasal sistemler ye bu sistemlerin yer aldığı toplumsal yapılanma ilişkilerine eğilme zorunluluğunu duymaktadırlar. Bazı teorisyenler ikincil gurupların yaygın bir biçimde yurttaşların emrinde olmadığı toplumsal bünyelerde totaliter diktatörlüklerin daha kolay kurulabileceğine dikkat çekmektedirler. Böyle gönüllü kuruluşların olmadığı toplumlarda kişiler yaygın bir “kitle-toplumu” içinde siyasal sistemde rol ya da pay alamamakta ve sonuç olarak da hükümet ya da totaliter partiler gibi kitlesel örgütler karşısında çaresiz ve etkisiz kalmaktadırlar. Anglo- Saxon ülkelerinde bu tür gönüllü kuruluşların olması demokrasileri düze çıkarmış fakat Çarlık Rusyasında ve Hitler öncesi Almanya’da yeterince bulunmaması demokrasileri yaşatmaya yetmemiştir. Bu siyasal çoğulculuk teorisi bugün Anglo-Amerikan siyaset bilimcileri arasında oldukça popüler bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımın ana noktalarından biri de demokrasinin kuralları üzerinde olan “mutabakat” yani “consensus” dur.

Rejime ait temel değerlerin paylaşılması ve bu konularda mutabakat sağlanmış olması, değerlerin ve inançların “çatıştığı” bir topluma kıyasla daha barışçı ve kalıcı çözümler bulunabileceğini ortaya koyabilir. En azından bir çok batılı siyasal bilimci bu görüşten hareket etmektedirler.

Siyaset sosyologları, farklı ülke ve toplumlarda siyasal hayat ve örgütlenmede değişiklikler yaratan faktörlerin neler olduğu sorusunu sürekli sormalıdırlar. Ya da belirli bir süreç içerisinde tek bir toplumda bu farklılaşmaları yaratan kurumlardan tutun, davranışlara kadar olan değişimleri etkileyen toplumsal faktörleri arayıp bulmalıdırlar. Çünkü bütün siyasal sistemler, aile sistemleri, endüstriel örgütler ya da bütün diğer toplumsal örgüt ve kurumlar, toplumsal yapılanmanın her unsuru ile karşılıklı etki-tepki ilişkisi içindedirler. Bunlardan herhangi biri hakkındaki anlamlı bir bilgi, sistemin diğer unsurlarına da bilimsel bir ılışk tutacak nitelikte olacaktır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.